‘Büyük Birader’den sevgilerle!

Nilüfer Kent Tiyatrosu ile ilk tanıştığımda tarihler 9 Şubat 2016 Salı gününü gösteriyordu.
O zamanlar henüz bir adı bile yoktu.
Nilüfer Belediyesi ‘Tiyatro’ olarak, Orhan Kemal’in romanından uyarlanan ‘Tersine Dünya’ adlı oyunun İstanbul galası için Moda Sahnesi’nde göz göze gelmiştik.

Engin Alkan’ın uyarladığı ve yönettiği oyunun kadrosunda; Feyha Çelenk, Tuba Erdem, Çağdaş Tekin, Çağrı Büyüksayar, Cansu Ecem Karabulut, Arman Yıldız, Suat Onur Çalık, Şeyma Gökçe Cengiz, Deniz Gürsucu, Çisil Oral, Mert Tiryaki, Mesut Özsoy, Gökhan Kum, Yüce Armağan Erkek ve Hakan Kahraman rol almıştı.

Sonra sırasıyla; Romeo & Juliet, Şark Dişçisi, Hayalî’nin Hayali ile yollarımız yeniden kesişti.

Engin Alkan’ın kurucu genel sanat yönetmeni olarak göreve getirilmesinin ardından kurumsal bir yapı ve kalıcı bir isme sahip olan topluluk, Nilüfer Kent Tiyatrosu olarak yoluna devam etti. Alkan’ın istifası ile kısa süren yöneticilik döneminin ardından, topluluk Emre Feza Soysal idaresinde yola devam etti. 4 Haziran 2021 tarihinde genel sanat yönetmenliği görevine DOT Tiyatro’nun kurucu ortağı Murat Daltaban getirildi.

In-Yer-Face Theatre türünün etkileyici çalışmaları ile çağdaş tiyatro anlayışının ülkemiz sahnelerinde konumunun perçinlenmesine doğrudan katkı sunan topluluğun gölgesi, artık Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun sahnelerinde ve koridorlarında dolaşıyor.

Geçtiğimiz yıl, kısa oyunlardan oluşan epik oyun ‘Vur, Yağmala, Yeniden’ ile dikkatleri yeniden üstlerine çekmeyi başarmışlardı.

Bu yılda, tüm zamanların en çok satılan kitabı olan ve George Orwell tarafından 1948 yılında kaleme alınan ‘1984’ romanının oyunlaştırılmış metni, Nilüfer Kent Tiyatrosu’nun lokomotif oyunu olarak öne çıktı.

Robert Icke ve Duncan Macmillan tarafından oyunlaştırılan metin, Ayberk Erkay çevirisi ve Murat Daltaban yönetiminde, sahnede ete kemiğe bürünüyor.

Oyuna dair ilk izlenimlerimi bir kaç kelime ile aktaracak olursam eğer, heyecan verici bir deneyim yaşadığımı açıkça ifade edebilirim.

Distopya türünün zirvesinde yer alan edebi yapıt, türün öznesi olan ‘uyarı’ mekanizmasını harekete geçirmek için kaleme alınmış çarpıcı bir uyaran. Yapıtı öne çıkaran en önemli başlıklar arasında, dile kazandırdığı yeni sözcükler ve kavramlar olsa gerek.

Bu kadar özel bir çalışmanın, sinema arşivi içerisinde yalnızca bir kez ele alınmış olması da dikkate değer bir durum. En azından kitapta olayların geçtiği 1984 yılı, film adına kazanılmış bir ayrıcalık olarak 1984 yılında Michael Radford yönetmenliğinde izleyici ile buluştu.
Film, çekildiği dönem içerisinde ve aradan geçen 40 yılın sonunda ele alındığında da sinematik olarak ve anlatım tekniği açısından başarılı olup olmadığı hala tartışılmaktadır.
IMDB puanının 7,1 olduğu da satırlarımız arasında yer alsın.

2018 yılı içerisinde Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu tarafından, Rutkay Aziz yönetiminde ‘1984 – Büyük Gözaltı’ adı altında izleyici ile buluştu. Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) ekolünden gelen Aziz’in rejisi, ekolün devamı niteliğinde bir sahneleme anlayışı ile İstanbullu izleyicilerle buluşmaya devam ediyor.
Hem beyaz perdede hem de sahne üzerinde deneyimlediğim iki sanatsal üretimin, kitabı okurken hissettiğim kalp atışlarını, hissettirmekten uzak olduğunun altını çizmek isterim.

Ve son olarak; Nilüfer Kent Tiyatrosu ile yeniden gündemimize giren ‘1984’ için izleme deneyimi öncesi kulağıma gelenler açıkçası beni bir parça heyecanlandırdı.

İstanbul BB Şehir Tiyatroları’nda sahne alacakları tarihlerin duyurulmasının hemen ardından, hem İstanbul BB Şehir Tiyatroları hem de Nilüfer Kent Tiyatrosu ile bir dizi iletişim girişiminde bulunmama rağmen tarih belirleme noktasında sonuç alamadım.

Neyse ki üzüntümü telafi eden başka bir gelişme oldu. Oyunun, iki gösterim için Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’ne konuk olacağını öğrendiğimde, kurumdaki paydaşlarla iletişime geçerek tarih belirleme şansı buldum. Hiçbir oyun için bu kadar iletişim trafiği yaşadığımı hatırlamıyorum.

Günler geldi geçti, çanlar ‘1984’ için çaldı!
Açık perde oyunlara artık çok alıştığımız için sahneye adımınızı atar atmaz, dekor tasarımını doğrudan görme şansına sahip oluyorsunuz.
Birazdan izleyiciye, farklı bir şeyler izleyeceği konusunda küçük sinyaller veren bir sahne tasarımı ile karşı karşıyayız.

Oyun öncesi izleyiciye sesli bir uyarı yapıldı.
‘UYARI! Bu oyunda kullanılan yoğun ışık efektleri, ışığa duyarlı kişileri rahatsız edebilir.’

Oyun, video ve illüstrasyon tasarımla izleyicisini karşıladı.
Sahnede her köşe, Kapalı Devre Televizyon Sistemi (CCTV) ile donatılmış.
Ve bu ayrıntı, kitabın ruhunu sahnenin tam kalbine yerleştirerek, ölümcül bir fark yaratmış.
Distopya, sahnede adeta kendini var etmiş.
Tüm ayrıntıları ile olması gereken ve olması gerekenin zaman zaman üzerine çıkan yapım, başarılı bir proje tasarımı.
Oyunculuk performansları, yaratıcı ve teknik tasarımların iş birliğinde, kendi basamaklarını inşa ederek yükselen çok önemli bir çalışma.

Oyuncu kadrosunda; Adem Mülazim, Ayşe Gülerman Kum, Barıs Ayas, Batuhan Pamukçu, Gökhan Kum, Mert Tiryaki, Oğuzhan Ayaz, Pınar Hande Ağaoğlu ve Cihat Temel’in bireysel ve ekip performansları sizi oyunun içerisine davet ediyor.
Konuk oyuncu olarak videoda yer alan isimler arasında; Murat Daltaban, Halil Küreş, İbrahim Ersoylu ve Mesut Özsoy yer alıyor.

Dekor tasarımda Cem Yılmazer ve Burak Etöz, ışık tasarımda Cem Yılmazer, kostüm tasarımda Tomris Kuzu, müzik tasarımda Oğuz Kaplangı, video tasarımda Okan Temizarabacı, maske tasarımda Aslı Akıncı, Tevfik Çelebi, Dükkan ül Hayal, illüstrasyon tasarımında Mehmet Akçakoca ve koreografide Tan Temel’in oyuna boyut katan çalışmaları alkışa değer.
Eğer kitap hakkında fikriniz yoksa, gitmeden önce Wikipedia üzerinden özet konusuna göz atmanız yerinde olacaktır.

Bulduğunuz noktada, izleme arşivinize eklemeniz önerilir.

Tek Perde, 90 dakika

Author: Oguz K.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir