En yeni ‘kısa’nın festival yolculuğu
Karadeniz’e atılan ilk adımın bulunduğu coğrafyadayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘En Genç İl’ unvanını taşıyan Düzce’de, yaklaşık iki ay önce (20 Şubat 2025) adını ilk kez duyduğumuz yeni bir festivalin doğuşuna tanıklık etmiştik. O festival için artık geri sayım başladı ve İstanbul medyası olarak koltuklardaki yerimizi aldık.
Basın toplantısı esnasında Düzce Konuralp Film Festivali (DKFF) olarak ilan edilen festival adının, Düzce Konuralp Uluslararası Film Festivali (DKUFF) olarak güncellenmesi, göze çarpan ilk ayrıntı oldu. Özünde ‘ulusal’ kısa filmlerin yarışacağı bir festival olarak planlanmasına karşın, daha başvuru aşamasında karşılaştıkları yoğun ilgi sonucu ‘uluslararası’ olarak kendisini güncellemekle işe başlamışlar.
Festivalin adı hakkında kısa bir bilgi notu paylaşmak gerekirse eğer;
Düzce’nin Konuralp Mahallesi’nde keşfedilen Prusias ad Hypium Antik Kenti, Orhan Gazi döneminde, Karadeniz’e doğru olan bölgenin ele geçirilmesi için gönderilen Konur Alp Bey’in adı ile anılmakta. Prusias ad Hypium Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan ‘iki aslanlı mozaik’ de festivalin logosu olarak tercih edilmiş durumda. Dönemin önemli bir antik şehri ve sahip olduğu antik tiyatro, bölgedeki kültür-sanat ilişkisini anlamlandırmak adına önemli. Bilinçli bir seçim olarak göze çarpan bu ayrıntı oldukça hoş.
Yeşilçam’da, ‘dört yapraklı yonca’ tanımının bir yaprağını temsil eden Hülya Koçyiğit ile gerçekleştirilen söyleşi ile sükseli bir başlangıç yapan festival, Yeşilçam’ın yakışıklı jönü Ediz Hun söyleşisi ile de sükseli bir kapanış gerçekleştirdi. İki efsane sanatçı aynı zamanda ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne de layık görüldü.
15-18 Mayıs 2025 tarihleri arasında düzenlenen festival, daha ilk yılında, oldukça geniş katılımlı ve zengin bir programla tarihteki yerini almış oldu.
Uzun ve kısa metraj film festivallerini takip eden biri olarak, Düzce’deki bu festivali benzerlerinden bir adım öne çıkaran ayrıntının kesinlikle ‘iş birliği’ kavramı olduğunu vurgulamakta fayda var.
Düzce Valiliği, Düzce Üniversitesi, Düzce Belediyesi ve Düzce Ticaret ve Sanayi Odası’nın yarattığı güç birliği, festivalin yaşam süresinin orta ve uzun vadeli olacağına olan inancımızı artırıyor.
İyi niyetle başlamış olan pek çok organizasyonun, zaman içerisinde sürdürülebilirliğini kaybettiğini düşündüğümüzde, bu güç birliğinin önemi daha da hissedilir düzeyde. Protokol düzeyinde gösterilen yoğun katılım, organizasyonun köklerinin sağlam atıldığının da bir göstergesi. Kısa film festivali olmasına karşın bu güç birliğinin yarattığı sinerjinin, uzun metraj bir film festivali etkisi yarattığını söylemek abartı olmaz sanırım.
Kültür ve sanat alanında hassasiyeti yüksek, üst düzey mülki amirlerin önemi açıkça fark yaratıyor. Tabii bu noktada başlangıç fazını oluşturan Düzce Valisi Selçuk Aslan’a, aslan payını teslim etmemiz gerek. Tepe noktasındaki karar vericilerin çok yönlü olması, kurumların ve kurulların işlevselliğini artırıyor.
İkinci aslan payı ise festivalin yaratıcı ekibine ait. Dört günlük festival programına sığdırdıkları sergi, konserler, söyleşiler, paneller, özel film gösterimleri ve atölyelerle oldukça zengindi.
Süreci başından sonuna kadar takip eden bir gazeteci olarak, festivalin oldukça olumlu bir iz bıraktığını net olarak söyleyebiliriz.
Ödül töreninin ardından, anlık hislerine tercüman olmak için festivalin yaratıcı ekibine mikrofon uzattım.
Düzce Valisi Selçuk Aslan:
Aralık ayı sonunda adeta hayal gibi bir fikrin peşinden yola çıktık. Olur mu dedik, istişare ettik ve olur dedik, yürüdük, olgunlaştırdık. Şubat ayında, basın lansmanında hedeflerimizi, çizgimizi belirleyerek duyurmuştuk. Şubat sonu itibariyle başvurularımızı almaya başladık.
İlk hafta sonunda beklediğinizin üzerinde bir başvuru oldu. Uluslararası başvurular geliyor. Yol yürüdükçe bir ayın sonunda 600 başvuruyu yakaladık. 40 farklı ülkeyi geçince, arkadaşlar şunu ifade etti. Biz artık uluslararası bir festivale doğru gidiyoruz. Yola çıkarken ulusal ya da uluslararası gibi bir sıfatla yola çıkmamıştık. Gelecek yıllar için bu ifadelerini kullanırız diye düşündük ama bir ayın sonunda çok fazla yurt dışı başvurusu alınca, arkadaşlar da haklı olarak ilk yılında uluslararası bir festivale dönüştü dedi. 30 Nisan itibarıyla başvurular sona erdi. 81 ülkeden, 1312 başvuruya ulaştık.
15 Mayıs’ta festival süreci başladı. Dört gün sosyal, kültürel birçok faaliyetle dolu dolu geçti. Söyleşilerle, atölyelerle geçti. Film gösterimleri ile geçti. Ediz Hun ve Hülya Koçyiğit gibi Türk sinemasının yaşayan iki efsanesini ilimizde misafir ettik. Çok kıymetli yönetmenlerimiz geldi. Çok kıymetli sinema oyuncularımız ve genç yeteneklerimizden onlarca arkadaşımız buradaydı. Yarışmaya katılan film yönetmenleri buradaydı.
Bugün hakikaten son dakikaya kadar ben de finalist isimleri, dereceye gelen isimleri ya da filmleri bilmiyordum. Salonda o coşkuyu, adrenalini hep beraber yaşadık. Hakikaten tüm ekip arkadaşlarıma ben samimiyetle teşekkür ediyorum. Profesyonel denilecek bir organizasyon ortaya çıkarttılar. İnşallah bir on yıl sonra, Düzce Konuralp Uluslararası Film Festivali’nin çok güzel bir yere geleceğine inanıyorum. Yola devam ediyoruz.
Festival Başkanı Prof. Dr. Ceyhan Kandemir:
Dört günlük bir festival süreci yaşadık. Ben bir festival başkanı olarak bu festivalin en başında bir yapı oluşturdum. Festival, kurum ve kuruluşların verdiği sevgiyle, maddi ve manevi ciddi desteklerle, gelen konuklarla yapısal anlamında benim beklentilerimin kat ve kat üstüne çıktı.
Basın lansmanında, size verdiğim ilk demeçte olduğu gibi, ana akıma alternatif olabilecek bir festival hedefimiz olduğunu söylemiştim. Şu anda festivalimiz, ana akım festivalleri de geçti.
Valiliğin kendi güçlü ekibinin olması, profesyonel bir ekibinin olması, belediyenin, üniversitenin, akademik personelin, üniversite yönetiminin ve iş insanlarının da bunu çok gönülden desteklemiş olması, festivali çok başarılı kıldı. Çok net duygularla bunu ifade edebilirim.
Kendi adıma festivalin minik bir parçasıyım. Festival başkanlığı çok önemli bir konum değil. Uygun olmadığını düşündüğüm için jüri toplantılarına katılmadım. Sormadım da. Hangi filmin, hangi ödülü alacağını, konuklarla beraber ödül töreninde öğrendim. Ben bunu çok değerli buluyorum kendi adıma.
Ediz Hun beyin sahnede söylemiş olduğu o çalışma disiplini noktasında, ben de organizasyonel yapı içerisinde işimi ciddiye alan birisiyim. Festival kapsamında istediğim her şey, valilik, belediyeye ve üniversite tarafından sağlandı. Bir festival başkanının en fazla isteyebileceği şey de budur. Dört günün sonunda, buradan mutlu ayrılacağım.
Festival Ortak Direktörü Doç. Dr. Nil Çokluk:
Aslında çok mutluyum. Çünkü şöyle bir şey oldu. Bir dönem vazgeçmek üzereydim. Çok zorlu bir süreç. İnsanları yönetmek çok zor. İnsanlarla uzlaşmak çok zor. Fakat o kadar iyi bir ekip vardı ki, valimiz o kadar vizyoner ve iyiydi ki devam etme kararı aldım. Sonunda da tabii çok başarılı, çok zevkli bir festival çıktı. Hele ki ilki yapılan bir festival için çok başarılıydı. En önemlisi de gerçek bir halk festivaliydi. Tüm konserlerde, film gösterimlerinde bunu görmüşsünüzdür. Gerçekten halk için bir festival. ‘Sanat halk içindir’ anlayışıyla gerçekleştirmiş olduk. Tabii ki bunun mutluluğunu ve gururunu yaşıyorum. Çünkü önemli katkım olduğunu düşünüyorum. Bu festivalin mimarlarından olduğumu düşünüyorum. Tabii ki valiliğimiz öncülüğünde güzel bir iş yaptığımızı düşünüyorum ama başarının sırrı kolektif çalışmada onu da söylemek isterim. Çünkü üniversite olsun, sanayi odası olsun, belediye olsun, valilik olsun, herkes gereken desteği verdi. Siyasiler, sanatçılar, Düzce’de yaşayan tüm halk destek verdi. Başarısız olması pek mümkün değildi.
Festival Ortak Direktörü Doç. Dr. Mesut Aytekin:
Çok mutluyuz açıkçası. Yorucu bir süreçti. Bir de ilk festival. Siz de biliyorsunuz çok zor geçiyor. Ekibi toplamak, hani bir çalışma, faaliyet yapmak. Bir de hani İstanbul’da bu işi ya da büyük şehirlerde bu işi yapmak çok kolay ama Düzce bu anlamda biraz korkutmuştu gözümüzü ama sağ olsun valiliğimizin önderliğinde, diğer belediyemiz, üniversitemizin sahip çıkması gerçekten çok güzel oldu. Öğrencilerimizin katılımı çok iyiydi. O da bizi biraz düşündürüyordu. Onur konuklarımız vardı. Onların gelmesi halkı coşturdu. Konserlerimizle, gösterimlerimizle ve uzun metrajlarla bir arada zengin bir etkinlik oldu. Açıkçası gelecek içinde umut verdi. İnşallah devamı gelir. Gerçekten çok heyecanlıyım. İyi oldu, bir de geri dönüşler çok güzeldi açıkçası. Hem ana jürimiz olsun hem de konuklarımız, özellikle yarışmacıların bize dönüşleri çok hoş oldu. Biz olalım, olmayalım, inşallah devamı gelir. Öyle bir izlenim var. Türkiye’de şartlar belli değil ama inşallah daha güzel faaliyetler olur. Herkesin emeğine sağlık.